Posts in Category: Family

Yesilcam’da Haydarpasa Gari: Kentlesme/(‘almancililasma’ )

“Alman-yaya”..

Serpil Kirel “Kulturel Calismalar ve Sinema” adli kitabinda Haydarpasa gari Istanbul’un Anadoluyla bulustugu an oluyormus. Ve bu gercegi/baglami Yesilcam filmlerinde simgesel olarak kullaniyorlarmis. Koyden gelen kentlilesme sureci Haydarpasa garinda baslarmis koylu icin dolayisiyla ilk kultur soklari ve “travmasi” orda gerceklesirmis. Ailenin ilk gocu buyukbabamin Ankara uzerinden Istanbul Haydarpasa’dan gecerek almancilik hayatina trenle ilk adimlarini atarak gerceklesmisti. Yillar sonra 1991’de ailemle bu yolculugun tersini yasamistik ‘izine’ trenle giderek. O nedenle Serpil Kirel’in yazdiklarinda hem bir koylunun gerceginin Yesilcam sinemasina yansimasini, hem de ailemin almanci gecmisini dogrulayan birseyle karsilastim. Fakat ayni zamnada benim icin kentden (yani Avrupa’dan) trenle gelip once Istanbul sonra mavi trenle Ankara’ya varmanin ve benim TR’ye Haydarpasa gari’ndan girmemi hatirlatti. Yani o yolculukta kentlesme/almancilasmanin tam tersi yasanmisti benim icin. Yesilcam’da seyrettiklerimizle bu kitaptakiler ayniydi yani, fakat kentlesmenin bir ust basamagi Almanya’ya (yani Avrupa’ya) goctu bu deneyimi ben yasamistim. Istanbul’a geldigimde yasadigim kultur sokunun ve travmayi ben hala unutamamisim, cunku Istanbul’da Haydarpasa Gari cok farkli gelmisti benim icin. En kotusu de bogaz’in cok kirli olmasiydi. vapurla gecerken agladigimi cok iyi hatirliyorum. Tren zaten orient-express gibi biseydi Almanya’ya ulastigimizdan itibaren, elektrigi olmayan ve sadece komurle calisan bir trendi. Trenin kendisi zaten eski usku 2inci dunya savasindan kalma dogu-blogunun slavik harfleriyle suslenmis perdeleri ile karsilamisti bizi trene girdigimizde. Ben hatta korkup binmeyelim bu trene diye aglamistim. Danimarka’dan bindigimiz trenin komforundan cok uzakdi bu taa TR’ye goturecek trenle kiyaslandigi an.
Trenin uzun zamandir kullanilmadi cok kirli olmasindan belliydi zaten, annem hakli olarak nazi-kamplarina gonderilen yahudilerin bindirildigi trenlere ve o yillara benzetmisti durumu. Halbuki biz epey bir para odemistik bu tren yolculugu icin. Kompartmana annem zaten temizlik yaparak baslamisti yolculugumuza. Treni beklerken ki halimiz diger insanlarla ayniydi zaten trenin perona yaklasmasiyla yasadigimiz saskinlik ve sok. Bu bu bu bizim tren olamazdi..

(Ne yazik ki bu tren yolculugundan fotograflarimiz Danimarka’da o yuzden su an bunlari upload edemiyorum yazinin yanisira).

 

‘Serving the tea’

'Serving the tea'

Part of the “Tepsi (tray) Talks’.

More photos to come..

Pretending to be a good Turkish girl. even my eyes are somewhere else. I’m not present its only my body.

“What/who I was supposed to be!!” (somewhere along the road something fortunately went wrong!!)

 

Performing my grandmother

378490_10150333839812132_225126762_n[FMP width=”450″ height=”250″]http://artterrorist.co.uk/wp-content/images/2012/12/Movie-15.mov[/FMP]

ÆBLETRÆERNE I HAVEN:

Æbletræerne i haven, de to store. Dogan, kan du huske hvor mange træer der var ude i haven? I familien Lilleørs hus, som farfar lejede af den gamle præst. Nu bor de vist på Falster eller noget i den dur. Jeg må også snart ha taget kontakt til hende Kathrine Lilleør, hun dukker jo tit op i medierne. Jeg er også datter af det hus. Har hun mon selv boet der i vores hus? Det store på 2 etager. Dengang hun var helt lille..
De æbler. Gæsterne og den store gårdsplads fyldt med biler i weekenderne. De uanmeldte gæster.

In the middle of nowhere.

In the middle of nowhere.

Waiting in the car for my brother while he is visiting the homeopath.There are 4 goats and a full moon accompanying me.

Dont ever do homeopaths!

Dont ever do homeopaths!

My brother before visiting my homeopath.
If you are sensitive you should never do homeopathy.
Its like a human experiment.Im just warning against it.